
GÜNÜMÜZE HÜKMEDEN anlayışın doğu ve batıda bütün medeniyetleri ve kültür havzalarını ya teslim aldığı yada uyuşturduğu modern zamanlarda tek bir direnç merkezi vardır; İslam. Hakikaten, bu topraklarda (tarihsel tecrübesine vukufiyetim açısından Anadolu'yu kastediyorum) yetişen nesillerin onca baskıya rağmen insanlıklarını kaybetmeden, şefkat ve sevgi eksenli bir hayat anlayışları ve arayışları manidardır. Yeryüzünün halifesi İnsan'a yaraşır şekilde, geçmiş tecrübelerinin ışığında Allah-kainat-insan üçlüsü arasındaki irtibatı öyle yada böyle resmedebiliyor olmaları heyecan verici bir şey nazarımda...
Bu topraklarda yetişmiş az buçuk insaf sahibi vicdanlar olarak, ruhsuz ve şiirsiz modern zamanların fıtratı bozduğunu bir vaka olarak okuyabiliyoruz. Değil sadece aşk, şefkatin bile nerdeyse cinsel hazlara indirgendiğini hissedebiliyor, kadına anne ve eş olarak bile değer vermeyen bir dünyanın, kadın-erkek eşitliği sloganlarıyla nasıl bir kıyım yaptığından bahsedebiliyoruz. Ahlak'ın nasıl yozlaştığını görebiliyoruz. Adaletin ne olduğuna dair bir fikrimiz, ve vicdanlarımızda zulme karşı beslediğimiz gayretimiz var.
Bu topraklara dair çok iyimser bir tablo çizmiş olabilirim. Bil-fiil halinde olmasa bile kuvve halinde yarınları saadet asrına çevirecek bir geleneğe sahip olmamızın rahatığıyla konuşuyorum. Nitekim, hepimizin hayata ve imana dair meselelerde, hiç değilse şimdilik çekirdek halinde koruduğu, bir gelecek hülyası vardır diye zannediyorum.
Ehli din, daha bir yüksek tondan haykırarak ve bilgilerini hayata nüfuz ettirerek, zamanla o çekirdeğin dallanıp budaklanıp meyveler vermesini sağlayacaktır. Evet, bu işi bu topraklarda yapmak kolaydır, vicdan sahibi tefekkür ve kalem erbabı bunu hakkıyla resmetmektedir ve yine aynı medeniyetin çoçukları olan bizler az buçuk insafımız varsa anlatılanları anlamaktayızdır. Yeniden ifade etmek gerekirse, kolay olmamakla birlikte bunun mümkün olduğunu hissediyor ve ümitlerimizi canlı tutmak için birçok sebebimiz olduğuna inanıyoruz.
Bununla birlikte aynı şeyleri farklı kültürlerin çoçuklarına nasıl anlatacağımız bir muamma olmakla birlikte tamamen imkansız değildir. Misalen, kadına dair bizim medeniyetin yaklaşımı ile batı medeniyetinin yaklaşımı aynı değildir. Liberallerin özgürlüğü ile alemlerin Rabbinin insana bahşettiği özgürlük arasında da esasında uzlaşmaz farklar vardır. Dersimizi insanı yaratan Rabbin kitabından aldığımıza göre kendi medeniyetimizden kuşku duymuyoruz, o halde batı medeniyetinin düştüğü çıkmazlara odaklanarak, nasıl sefil ve sefih hallere girdiklerini şefkat ile anlatarak bu uzlaşmaz farkları çözmek imkansız değildir. Elbette kendi insanımıza konuştuğumuzdan farklı bir söylem ve üslub geliştirmek zorundayız. Ne yazık ki, şimdilik bu aşamada olduğumuz söylenemez ama yarınlara dair bir ümidimiz yine de vardır.
(Serdar pehlivanoglu)